NİOSORDABURDASURDA

Balkanların incisi Kosova

21.10.2015 16:40:48
post9

Nioşordaburdaşurda bu kez Kosova’da. Gezdik,dolaştık, güldük, eğlendik. Balkan coğrafyasının bu kadar cana yakın olacağını hiç kestiremezdim. Yani diyeceğim o ki. Gitmeyi düşünüyorsanız vakit kaybetmeyin. Aydeeee beeee yolculuk zamanı.

 

Ne zaman ismi geçse; sempatik, sıcak gelmiştir. İnsanları, yemekleri, müzikleri hep tanıdık, hep bir heyacan uyandırmıştır. Uluslararası Balkan ve Türk İş Dünyası Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Akın Kazançoğlu, "Kosova'ya gelir misin?" deyince bir an bile düşünmeden başladım bavulumu hazırlamaya. 30 iş adamıyla düştük yollara. Ver elini başkent Piriştina. Kosova'da 2. kez düzenlenecek Business Forum Prizren Fuarı bizi bekiyordu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Başkent Piriştina'yı duymuşluğum vardı ama Prizren 'Nasıl bir yer acaba?' merakıyla gözerimi dört açtım. Yolculuğumuz 30 Eylül gecesi başladı. Günü ilk ışıklarıyla Piriştina Havaalanı'na indik. İlk değişiklik hava değişimiydi. Balkanlardan gelen soğuk hava dalgasıyla büyüyen bizler, henüz havalalanında iken bile bunun hiç de abartı olmadığını anlıyoruz. İzmir'in sıcak havasına özlem ilk dakikada başladı desem yalan olmaz.

Neyseki o soğukta fazla beklemiyoruz, ulaşımımızı sağlayan sevgili Behzat ile Prizren'e doğru ilerliyoruz. Arabada çalan Ferdi Özbeğen'den namelerle sanki Türkiye'deyim. Behzat şakır şakır Türkçesiyle başlıyor anlatmaya. Burada Türkler muazzam popüler. "1980'den bu yana göç veriyoruz" diyen Behzat, Yugoslavya'nın dağılması ve 21. yüzyılda yaşanları anlatıyor. "Köylerde çok acılar yaşandı" diyor. Derin bir sessizlik sonrası yeniden neşeli neşeli anlatmaya devam ediyor.

Tarkan ve Ferhat Göçer bir numaraları çok seviyorlar. "Paramparça" dizisi başladı mı burada hayat durur" diyerek ekliyor. Bir yandan dinlerken diğer yandan yemyeşil yollarda ilerliyoruz. En dikkat çeken ise 10 adımda bir üstü çiçeklerle kaplı mezarlarlıklar. Behzat'ın sözlerini onaylarcasına.

 

MASAL DİYARI PRİZREN 

Tatammm...Yaklaşık iki saat sonra Sharr Dağları eteğinde, masallardan kalma Prizren'deyim. Zaman durmuş. 1970 sonrasına hiç geçmemiş burası. Yemyeşil bitki örtüsüne karışmış oyuncak gibi duran tek katlı evler selamlıyor bizi. Buram buram Osmanlı kokan topraklar. Hem Makedonya'ya hem de Arnavutluğa sınır komşusu. Nüfusun çoğunluğu Arnavut olmak üzere Boşnak, Türk, Sırp, Roman ve Makedonlardan oluşuyor. Çeşitlilik her santimetrekareye sinmiş. Ama sanki İç Anadolu'da bir kasabadayım. Tabii bunu sonradan keşfediyorum. Herkes mi Türkçe konuşur arkadaş?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ŞADIRVAN MEYDANI

Avrupa'nın en küçük ülkesinin kültür şehrindeki turumuz bavulları otele atmamızla başlıyor. Osmanlılar Prizren'e 37 camii yapmış, bunların en önemlisi de Sinan Paşa Camii. Şehire iner inmez hemen karşınızda duruyor. 1615 yılında dönemin Bosna Valisi Sinan Paşa tarafından Prizren'de inşa ettirilen tarihi cami, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığınca (TİKA), eski ihtişamına kavuşturulmuş. Elbette buranın simgesi Taş Köprü... Kenti ikiye ayıran Bistrica Nehri'nin güzelliğiyle sanki bir tablonun içinde hareket ediyorum.

Burada hayat Şadırvan Meydanı'nda akıyor. Yanyana dizilmiş bir sürü kafe ve genç nüfus sandalyelerini doldurmuş. Sanki üniversite kampüsündeyiz. Heryer cıvıl cıvıl. Avrupa'nın en çok genç nüfusu burda. Biliyorsunuz, bizim İzmir'in kızları güzeldir. AmaPrizren'in kızları da bir o kadar güzel. Akın başkan buraların hakimi. Gören selam veriyor. 'Hoşgeldin' demeden geçen olmuyor. Rehberimiz tecrübeli olunca heryeri elimizle koyduğumuz gibi buluyoruz. Şadırvan Meydanı'ndaki Çeşme'den içmeden olmazmış. Çünkü bu sudan içtik mi, Prizren'e mutlaka yeniden gelinirmiş. Bende kana kana içtim. Bu güzellikler bir kerede keşfedilmez. Not:Tabii ki daha bitmedi. Kosova yemekleri ve Piriştine'de yolda geliyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

http://www.yeniasir.com.tr/sarmasik/2015/10/11/balkanlarin-incisi-kosova

Yorum Yazın