RÖPORTAJ

Şöhretlerini düşmanlarına borçlular - EKOL Sanat Galerisinde

29.09.2016 19:17:43
post9

Sanat zordur, acı doludur. Sanatçının hayatı hiç de öyle toz pembe değildir. Ressam Ali Atmaca ve Ayşen Karakaya, resim sanatının zirvesindeki iki ismi. Ali Atmaca, uzun yıllar Paris'te yaşadı. Aç kaldı, parasızlıktan günde bir somuk ekmekle yıllarını geçirdi. Sağlam bir tiryakiydi, sokaktan izmarit topladı. Boyalarını almak için jigololuk dahi yaptı. Bugün Picasso ve Miro ile adı anılıyor. Ayşen Karakaya ise resim dünyasının kazandığı son yetenek. Genç, enerji dolu ve güzel bir kadın. Eserleriyle sanatı sokağa taşıyabilen ender isimlerden. İstanbul'da ilhamını kaybedince, yaşamı siyah beyaza dönüşünce Bodrum'a yerleşti. Tıpkı Ali Atmaca gibi. İkisinin tanışmasıyla yepyeni eserler ortaya çıktı. Birbirlerine aşıklar. bu bakışlarından belli. Ama ruhlarına, sanatlarına aşıklar. Eserlerin İspanyol sürrealist ressam Joan Miro'nun resimlerine benzetilmesi onlara şöhretin kapılarını da açtı. Usta ressam Atmaca bunun için "Beni Türkiye'de düşmanlarım meşhur etti, iyi ki varlar" derken son açtıkları sergi büyük ilgi gördü. Ekol Sanat Galerisi'nde açtıkları Ali Atmaca'nın "Yağmurdan Hemen Sonra", Ayşen Karakaya'nın "Duvarların Ardında" adlı sergi, sanat gündemine bomba gibi düştü. Sezonun ilk sergisi olmasına karşın bana göre İzmir'de bu yıla kadar açılan en iyi sergi. Ekol Hastanesi ve Ekol Sanat Galerisi Yönetim Kurulu Başkanı Opr. Dr. Mehmet Baz ise bu tür sergileri sürdürmekte kesin kararlı. Hedefinin İzmirlilerin evlerine, küçük de olsa bir resim almaya teşvik etmek olduğunu söylüyor. Biz de iki ressam ve Mehmet Baz ile sergi öncesinde biraraya geldik. Sanatı ve düşmanları konuştuk. 

 

Uzun yıllar Paris'te yaşadınız. Sanatın mabedi olarak bilinir. Nasıl geçti zaman?

Ali Atmaca: Paris'te 7 metrekarede yaşadım. Kolay değildi. Resim öyle birşey ki bir takım şeyleri doğuştan getiriyosun ama yetenek tanrısal birşey değil, gelişmen, geliştirmen lazım. Günde bir somun ekmek yiyebiliyorum, para yoktu. O ekmeği ister sabah, ister öğle, ister akşam ye. Ama bir somun.

 

Sizi ressam olarak doğanlar sınıfında görenler var?

Ali Atmaca: Ressam değil ama çırak olarak doğduğumu biliyorum. İlkokulda her yıl bir sergim vardı. Boyam yoktu fakat otlarla boya yapardım. Gelincikle, kınayla resim yapardım. Doğuştan gelen birşeyler var ama bunun üzerine bir şey konulamaz ise ressam olunamaz. Bana usta diyorlar ama kabul etmiyorum. Çünkü ben çırağım. Hala öğreniyorum ve bu hep böyle devam edecek.

 

Acı çekmeden sanatın doğuşu mümkün mü?

Ali Atmaca: Hayatın toz pembeyse zor gibi. Bir elin yağda bir elin baldaysa zor. Paris'te boya almak için her şeyi yaptım. Yakışıklıydım. Tuval ve boya almak için jigololuk bile yaptım. 6 yıl Cerrahpaşa'da anotomik resimler yaptım. Tuvali uzakta tutarak sanat yapılmıyor.

 

Garip bir soru olacağını biliyorum ama durum onu gerektiriyor, neden resim yapıyorsunuz?

Ali Atmaca: Resim yapmazsam hiçbir şey yapamam. Şarap içemem, sigara içemem. Kimliğim benim o. Picasso boşuna Picasso olmadı. Bizler delirmemek için sanat yapıyoruz. Sanat böyle çıkıyor. 

 

Yani bu olay refah düzeyiyle ilgili gibi?

Ali Atmaca: Avrupa'da şu an hemen hemen herkesin ekonomik seviyesi iyi durumda. Bir refah var. Biliyor musunuz Avrupa'dan insanlar şimdi sanatçılar için buraya geliyor. Sanat yapmak direniş şekli. Çok param olsun ofisim olsun hadi resim yapalım böyle birşey yok. Dökme suyla değirmen dönmez denir ya çakma şeyle resimde olmaz. Yaşamının parçası olması lazım. 

 

İsmin ölümsüzlüğü için çile şart yani?

Ali Atmaca: Fikret Mualla niye yaşıyor hala. Ben zamana güveniyorum. Abidin Dino 5 bin franka resim satarken, Fikret Mualla bir kıraathanede kahve içebilmek için resimlerini verirdi. Fikret Mualla hala var, niye var?

 

Eserleriniz için Miro'dan esinleniyor eleştirilerine ne dersiniz?

Ali Atmaca: Sanatçılar birbirlerini sevmez. Ben Miro'dan çok etkilendim. Benim ustamdı ve benim de olmam gerekiyordu. Demirden korksam trene binmem derler ya 10 yıl önce onu öldürdüm. Bir gün bir sergide eserlerimin hepsi satıldı. Hemen ardından "Miro'dan etkilenmiş" denildi. Dünyanın en büyüğü, neden etkilenmeyeyim? Ama bu beni meşhur etti. Türkiye'de düşmanlarım beni meşhur etti, iyi ki varlar. 

 

Buluşmanız nasıl oldu?

Ayşen Karakaya: Aslında Ali Bey, benim resimlerimi almış, evinde duvarına dahi asmış. Ama o dönem tanışmıyorduk. Ali'nin benim birkaç eserimi satın aldığını öğrendim. Bir sanatçının, başka bir sanatçının işini alması fikri çok hoşuma gitti. Atölyesinde tanıştık, ardından ben de ona katıldım. 

 

İkiniz de Bodrum'a yerleştiniz bu bir kaçış mı?

Ayşen Karakaya: İstanbul'da bir süre sonra fark ettim ki siyah beyaz kırmızı renklerde resim yapıyormuşum. Böyle devam edemez dedim. Ali Atmaca da İstanbul'dan kaçıyordu. Bodrum'a yerleştik. 

 

Bodrum size iyi geldi mi?

Ayşen Karakaya: Bodrum'a gelince cesaret geldi. Renkleri kullanmaya başladım. Ali Atmaca ile çalışmak beni çok besledi. Şimdi hem komşu hem de çok iyi arkadaş olduk. 

 

Aynı tuvalde çalıştığınız da oluyor, etkileniyor musunuz birbirinizden?

Ali Atmaca:  4 yıldır o benim resimlerinden hiç etkilenmedi. Ama ben onun resimledrin bir çok formal ve renkler arakladım, farkında değil. Mehmet Baz'ın dediği gibi o Türkiye'nin gelecek vaad eden en güzel rassamı.

 

Ayşen Karakaya: Ali abiden etkilenmemek mümkün mü? Bir hayat insanı

 

Eserlerinizde yazılar var, grafitti tarzında. Ancak daha önce duyulmayan, bilinmeyen kelimeler de var?

Ayşen Karakaya: Sokakta yapılanlardan çok etkileniyorum. Kapının dışında, bir pencerenin yanında, bir garajın loşluğunda yazılar vardır duvarlarda. Devrim yapan, aşkını ilan eden, öfkeli, hüzünlü, neşeli, alaycı yazılar. Bazen öylesine karalanmış, bazen tarihe not düşülmüş yazılar. Yazılar estetiktir ve evet bazı kelimeler bana ait. Örneğin "savaş" ve "tatmini" anlatan "Wargazm" bunlardan biri.

 

Serginin adı "Duvarların ardında", bakamıyor muyuz duvarların ardına?

Ayşen Karakaya: Duvarlar çok ilginçtir. Bir tarafından ayırıcı bir taraftan da birleştirici özellikleri var. Herkes galeri müzeye gidemiyor. Oysa sokaklara çıkmalı, duvarlara çıkmalı. Onların ardına geçilebilmeli. Yani sanatçıların, bizim onlara gitmemiz gerekiyor. Burada şu çok önemli. Mehmet Beyler çoğalmalı. Ekol Hastanesi'nde her katta sanat eserleri var. Bu en güzel yatırım ve ibadet. Sanatı oraya getirmek çok önemli. İzmirliler çok şanslısı çünkü Mehmet Baz burada. 

 

Mehmet bey siz bu konuya ne dersiniz? Ekol artık model bir galeri. Bu da ona farklı sorumluluklar yüklüyor?

Mehmet Baz: Biz o sorumluluğu hissederek çalışmalarımıza yön veriyoruz. Amacımız İzmirlilerin evlerine, küçük de olsa bir resim almaya teşvik etmek. Ekol Sanat Galerisi 4. sezonuna giriyor ve inanın İstanbul'da bile bu kadar usta sanatçı bir araya gelemedi. 

 

Sizden sonra başkaları da galari açmaya başladı?

Mehmet Baz: Evet, öncülük etmekten gurur duyuyoruz. Hatta müze kurmak için girişimler olduğunu duyuyoruz. Bu kent sanatla dolmalı. İzmir'e sanat yakışıyor. Gelişmek, büyümek ve en önemlisi yaşamı tanımak için buna ihtiyacımız var. Sanat ile insanlar birbirini daha iyi anlar, sanat ile hayat daha anlam dolu olur. Okuduğu kitapta beğendiği sözün altını çizen insanlar vardır. İşte sanat budur, hayatın altını kalın bir kalemle çizmek istiyorsak, evlerimize sanatı sokabilmeliyiz. 

 

Sezon nasıl geçecek?

Mehmet Baz: Usta sanatçı Ali Atmaca ve genç neslin önemli ismi Ayşen Karakaya sergisiyle sezonu açtık. İlgi çok yüksek. Halil Akdeniz, Zahit Büyükişleyen, Ergin İnan, Koray Ariş sergisi de olacak. Bütün aylarımız dolu. Yine birbirinden önemli isimleri İzmirlilere getirip fark yaratmaya devam edeceğiz.

 

http://www.yeniasir.com.tr/ozel/2016/09/25/usta-degil-ciragim

http://www.ekolsanatgalerisi.com

 

Yorum Yazın